Lucca'da Bir Gün

Seçim Günü Lucca

Türkiye’de seçimlerin olduğu gün ben heyecanımdan yerimde duramayıp, kendimi tren istasyonuna atıp. İlk tren Lucca’ya idi ve ben de kendimi Lucca’da buldum. Tren garından çıkıp turist enformasyon bürosunu buldum ama büro kapı duvar… Lucca kırmızı tuğladan surlarla çevrelenmiş. Tren garı bu surların dışında. 1504-1645 yılları arasında yapılmış bu surlar aynı zamanda Avrupa’nın en iyi korunmuş Rönesans surlarıymış. Şehir merkezine gitmek için surların arasında bulunan tünellerden geçmek gerekiyor. İşte karşımda orijinal antik Roma şehir planının korunduğu Lucca. Toscana’nın diğer bir çok    şehrinden farklı olarak düz. Süper J


 İtalya’ya geldiğimden beri, ilk defa bir katedralin içini ziyaret etme şansı da yakaladım San Martino’da. İçerisi pek hoş hoş olmasına da, duvarları süsleyen resimleri görebilmek için önlerinde bulunan lambaya para atıp çalıştırmanız, mum yakmak için kutuya para atmanız gerekli. Kimse görmeden para atmadan yakayım dedim ama sonra çarpılırım falan diye korktum, vazgeçtim. Mum olarak da bildiğimiz mumları değil de, bir yuvaya oturtulunca elektirikle çalışan mum görünümlü lambalar kullanıyorlar. Neyse dinleri, imanları para olmuş sözü bunlar için söylenmiş olsa gerek sözün özü. Her şeyi paraya çevirme hevesindeler. Tabi gene görmek için para ödemeniz gereken Mezar Odası’nda bulunan Ghirdlandaio taradından 1449-94 yılları arasında Madonna ve Azizler tablosu da bu katedralde bulunuyor. Bir de İlariadel Carretto’nun mezarı. Hee bir de orta çağ hacılarının İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında yandaşlarından Nicodemus tarafından yapıldığına inandığı (13.yy) ahşaptan “Valto Santo” yu gördüm. Bu bedava J

Katedralden çıkıp, ağzımı açıp sağda solda fotoğraf çekerken; “Eda yapma” diye birinin birine seslendiğini duydum. Türkçe konuştukları halde bana hiç de garip gelmedi ilk anda. Arkasından gelen uyarıyla Türk olduklarına aydım “Dokunma, ısırır”. Türkçe’den daha uyarıcı bir Türk olma hali. Kedilere köpeklere bu kadar reaksiyon veren anneler babalar bir tek Türklerden çıkıyor zannımca. Bir süre onları izledim. Sıkıcı bir çekirdek aileydi uzun sürmedi onları izlemem. Nerde bulduysam orda bıraktım, yoluma devam ettim.

Biraz ilerleyince Museo dell’Opera della Cattedrale çıktı karşıma. San Martino’nun hazinelerinin sergilendiği müzede Puccini’ye özel bir etkinlik vardı. Malum Lucca Pucci’nin memleketi ve Puccini sadece Lucca’nın değil, aynı zamanda Toscana’nın en önemli sembollerinden biri. Hemen ilerde zaten heybetli bir heykeli çıktı karşıma Piazza Del Giglio’da.




Pucci’nin fotoğraflarını çekip, meydandaki bir kafe karnımı doyurdum. Hayret bu sefer çişim gelmedi. Tuvalet aramak zorunda kalmadım. Hayır… İstasyonda girmiştim. Öğreniyorum sanırım İtalya’da yaşamayı J

Kafede otururken telefonumdan seçimleri takip etmeye başladım. Her zaman ki gibi sonuçlar beklenenden önce gelemeye başlamış. Nasıl oluyorsa bu da, bunu da anlamıyorum. O andan itibaren gezim bir kabusa dönüştü. Geldiğim her meydanda wireless kontrol etmeye ve sonuçları öğrenmeye çalıştım. Ne gördüğüm Piazza San Michele’den  ne de Piazza Napoleone’den bir şey anladım. Seçimler kadar olmasa da Lucca gezim hayal kırıklığıyla bitti. Ne fotoğraf çekme ne de gezme isteğim kalmadığı için gezimi yarım kesip, evime döndüm. Casa di Puccini’yi ziyaret etmek ve Piazzaların keyfini çıkarmak başka bir Lucca gezisine kaldı. Lucca Prato’ya çok yakın olduğu için sanırım yakında tekrardan gidebilirim. Umarım…

Yorumlar

Popüler Yayınlar