Rifugio Le Cave



Le Cave… Kelimelerle anlatması zor… Prato’nun çevrili olduğu Cavlana dağlarının tepesinde, doğal park sınırları içinde. Yani bir noktaya kadar arabayla gidip yarım saat kadar da tabanvay takılmanız lazım. Haa ancak geçiş izniniz varsa (Legambiente’nin var tabi ki) geçebilirsiniz. Gene de normal bir araçla ulaşım imkansız, illa ki bir 4*4 ister… Prato merkezden yaklaşık olarak 40 dakika sürüyor. Aslında çok uzak değil ama yol… Dön Alla dön.. Her seferimiz ayrı bir ralli hepsi birbirinden çatlak sürücülerimizle…
Dikkat at çıkabilir


Yaz boyunca 2 tane kampım oldu burada… Bir tanesi Ağustos ayında çocukların ebeveynleriyle katıldığı aile kampı. 10 günlük kamp boyunca aileler ve çocuklar doğada birlikte çalıştı, kendileri pişirdi kendileri yedi. Marta ile çalıştığımız bu kamp bir parça can sıkıcıydı. Görevimiz kamp lideri Barbara’ya destek olmak “gerektiğinde”. Lan böyle bir iş mi var dünyada? Barbara tadından yenmez süper bir insan. Kıyamaz bize bir şey söylemez. Böyle iş desen iş değil, tatil desen hiç değil. Evet Cave’yi seviyorum. Doğasına hayranım da yazın bilmem kaç derece sıcağında bilmem kaç kişiyle uyumak, takılma falan bana göre değil beni bilen bilir… Ha işse o ayrı… İş iştir, ne gerekiyorsa onu yaparsın. Hep çalışmayıp hem orda kalmak zorunda olmak, sürekli bir komün hayatı… Of ne yalan söyleyeyim benim için işkenceydi… Neyse bitirdik döndük…
sıkılan ben

uyum sağlamaya çalışan ben ve "via santa rosa"

oynayan ben

çalışan ben


veletlerle oynayan ben

veletos

seviolar beni



Eğlencesi de yok değildi hani… marta ile olunca eğlence olmazsa olmaz… Bir gece sen içerde uyumakta zorlanıyosun gel çadırda uyuyalım evin önünde dedi. Ok dedim aldık tulumları girdik yattık. Gece tatlı tatlı uyuyorum Marta’nın dürtüklemesiyle uyandım. Uyku mahmuru ne olduğunu anlamaya çalışırken Marta eliyle kulağını işaret etti. Pür dikkat dinlemeye başladım. Dışarıdan garip bir ses geliyor… Ne bu diye anlamaya çalışırken Marta “cinghiale” dedi. “ yaban domuzu”… Ziktir git gide yaklaşıyor. Sokulduk birbirimize oturuoz kıçım kadar çadırda… Ben tabi her zaman ki kötümserliğimle korkunç tablolar çiziom. Bu domuz bizim korktuğumuzu anlarsa, anlayınca çadıra saldırırsa ne olduğunu anlamadığı için. Saldırınca o hengâmede çıkmazsak da… Geldim bu İtalyalara da… Sonum bi çadırda yaban domuzu saldırısı sonucu ölmek mi olcak da… Rifugio’nun kapısını da açık bıraktık da… ya içeri girerse de… Ya mutfağı yıkarsa da… Bu felaket senaryoları içinde dedim Marta’ya al yastığını 1-2-3 çıkıoz koşup içeri girioz. Bize doğru gelirse “fırlat yastığı”… Marta der “en iyisi kımıldamamak”… yok dedim ben gider… İstersen sen kal… kalbim deli gibi çarpıo… Kalp krizi geçircem… Tırsıom çünkü bilmiom. Büyükşehir insanıyım ben… Napayım? Neyse çıktık bi cesaret girdik içeri… Ama ne tırstık… Elimizdeki yastıklarla bu fotoğraf da gecenin bir anısı olarak kaldı. Ha çevrede domuz falan da görmedik. Orası ayrı…
cinghiale atağı sonrası mutfağa sığınış-martanın bacağı ve bir savunma aracı oalrak yastık


Öteki kampım  “yaz kampı” bu sadece veletler için… Bu bir haftalıktı. Agi ve Sere kamp lideriydi bu sefer. Legmbiente’nin tüm çalışanları ve gönüllüleri gibi bir parça değil on parça deli insanlar. Bu kampta çok yorudum. Bazen 5 saat trekking. Dile kolay… Eskiden trekkingden nefret eden bünyem bir alıştı ki bu olaya. Artık arar hale geldim. Bildiğin trekking fanı oldum burada kısacası… Neyse kampta abah kalkış başladık çalışmaya ve veletlerin zıbarışına kadar durmadık. Ee zıbardıktan sonra da şarap-bira-grappa-sigara… Ne kadar yorulsam da bir o kadar iyi vakit geçirdim. Çok şey öğrendim. Özellikle eko turizm hakkında…


dana boy sivri

leo ve agi ile pizza yapalım



oyun oynucaz dierek nerdeyse çocukları ayak kokusuyla telef  ederken


pizza pişiririz hem de yeriz

leo ve ben bulduk giydik


Böyle at falan koşar peşinizden

Ekim başından Kasım’a kadar geyiklerin çiftleşme zamanı.  Yani “bramito” (muflama diyor google translate-erkek geyiklerin eş bulmak için çıkardıkları sesler) zamanı. Bu sesleri dinlemek ve ortalığa çıkan geyikleri görmek için elemanlar akında. Her hafta sonu özel “bramito” gezileri düzenleniyor, tabi biz de ya bu yürüyüşlere katılıyoruz ya da mutfak-yemek olaylarıyla ilgileniyoruz… Hayatımda geyik görmemiştim. Bir sürü gördüm. Çıkardıkları sesleri dinlemek ayrı bir zevk… özellikle geceleri Cave’nin önüne kadar geliyorlar. Güzel evet güzel… Bir de hafta sonu çalışmak yerine şöyle hafta içi çalışsak… iyi olacak sanki… Benim gibi bünyeye cumartesi dağ hayatı… Olmuyor yani…
Trivial-tabi ki italyanca- nedense hep ilaria kazanıyor

Emektar 

hmmm...

cave de ilk günler

Yorumlar

Popüler Yayınlar