Güven Veren Bilezik


Kötü kurtlarla dolu bir dünyada her kadın bir “kırmızı başlıklı kız” adayı... ne diyorsun sen be dediğini duyar gibiyim. Ortalık kötü götü kollamak gerekiyor diyorum. Her kadın ıssız sokaklardan, ona dikilen bakışlardan rahatsız olmuştur. Her kadın az çok tacize uğramıştır. Her kadın potansiyel bir kurban günümüzde. Bunu bir erkek anlamaz ama hiç bir kadın kendini yolda yürürken %100 güvende hissetmez. İşte bunu düşünen bir firma kadınların kendini daha güvende hissetmesini sağlayacak, tehlike anında yardım almasını sağlayacak bir ürün geliştirmiş. Adı Safelet. Bu ürün şık bir bilezik görünümümünde tasarlanmış. Bileziği teslim aldıktan sonra uygulamayı telefonunuza kuruyorsunuz. Tehlike anında bileziğin yanında bulunan düğmeye basmanızla birlikte nerde olduğunuz arkadaşlarınıza, ailenize ve polise uygulama aracılığıyla gönderiliyor. Şu an Indiegogo'da. 42.000 $'ı geçmiş bile hedefi 40.000$ idi. Web sitesine şurdan Indiegogo'da ki kampanyaya ise şurdan ulaşılabilir.

Instagram'dan Yeni Bir Video Uygulaması



Hyperlapse Instagram tarafindan gelistirilen yeni bir uygulama. AppStore'da editorun secimi ve ucretsiz. Hyperlaps size kucuk zaman atlamali videolar yapma olanagi sunuyor. Simdiden hayranlari olmaya basladi bile. Selfie nin tahtini sarsamaz belki ama ilerleyen gunlerin en cok indirilen uygulamasi olacagi kesin. bana gore en buyuk eksigi hali hazirdaki videolarinizi duzenleyemiyor olmaniz. Bunun zaman icinde giderilcegini tahmin ediyorum.

Instagram gibi ilk once ios'a geldi Hyperlapse... Android markete ne zaman gelecegi ise henuz bilinmiyor? Umarim Instagram gibi cok gec omaz bu bekleme suresi...

Buradan inceleyebilirsiniz https://itunes.apple.com/tr/app/ hyperlapse-from-instagram/id740146917?mt=8

Keyifli videolar cekmeniz dilegimle...

Klasik Daktilo Uygulaması



Bu yaziyi Hanx Writer isimli aplikasyondan yaziyorum. klasik bir daktilo ile yazmanin keyfini veriyor neredeyse. Bu da benim gibi pc acmaya usendigi icin yazacakalrin hep erteleyen tembeller icin bir motivasyon kaynagi. Amma ve lakin bu cok cici uygulamada turkce klavye yok o yuzden yazilarim boyle. Umarim bir an once bu konuyls ilgili bir guncelleme gelir.
Applikasyonu haftanin uygulamasinda gorup indirmistim. o sirada ucretsizdi hala oyle mi bilemiyorum. Uygulma ici satin almalar yapabiyor ve daktilonuzu degistirebiliyorsunuz.


ios icin: https://itunes.apple.com/tr/app/hanx-writer/id868326899? mt=8
android icin: https://play.google.com/store/apps/details? id=air.lionkingmedia.hanxwriter&hl=en 


sevgiler...

Şampuansızlık Diyeti




gecen gun gazetede gordugunpm bir haberden etkilendim... kadin 2
yildir saclarina sampuan surmemis. saclari cok saglikli
gorunuyordu. Her gun dus alan bir insanim. oyle dusa girdim
aman saclarima su degdirmeyim falan da yapamiyorum cunku kendimi
dusa girmis gibi hissetmiyorum kafamı yakamadigimda. ama her gun
sac yikamak da saclari yipratiyor bu da bir gercek. bende bir
hafta hic sampuan kullanmamaya karar verdim. bakalim bir
haftanin sonunda nasil olacak. sampuanlar sac temizleme oxin
vazgecilmez mi yoksa modern dunyanin bize dikte ettigi bir baska
bir yalan mi?

Düzeltme: Deney başarısızlıkla sonuçlandı. 3 gün dayandım ama 4. gün pes ettim. şampuan kullanmadığım süre içinde saçlarım cok daha hacimli ve güzel görünüyordu. abartmıyorum kestirdiğimden beri böyle havalı olmamıştı ;) ama dayanamadım işte...

Yeni Kitap Heyecanı

.. 


Bugün ablamın 2.kitabı ve ilk romanı olan "Kırık Kalp Sendromu" kitapçılardaki raflarda yerini aldı. Basılmadan önce defalarca okusam da basılmış haliyle buluşmam epey zaman alacak. Arada mesafeler olunca... 

Kırık kalp sendromu "kalp krizıi taklidi" yapan ciddi bir hastalık. Evlat acısından sonra gelen en büyük acı olarak tanımlanıyor. En başta ayrılık acısı olmak üzerine eşler arasında yaşanan tartışmaların getirdiği duygusal sarsıntılar bu hastalığı tetikliyor. Stres hormanları kalbi yıpratıyor daha da kötüsü şok etkisi yaratabiliyor. Roamn adını bu hastalıktan alıyor...

Roman kahramanımız İris... Yaşadığı kalp kırıklıkları, pişmanlıklar o kadar çok ki... Aldatılmalar, yasak aşklar... Hep hayal kırıklıkları getiriyor ona hayat... Yorgun, hayattan bıkmış bir haldeyken kendi gibi bir çok insan olduğunu keşfediyor. Aldatılan, kandırılan, kalbi paramparça edilmiş... Onları ve İris'i neler bekliyor? Bir insan kırıla kırıla bir intikam meleğine dönüşür mü? İntikam soğuk yenen bir yemek midir yoksa hemen mi tüketilmelidir?

Bu sorular, cevaplar ve fazlası "Kırık Kalp Sendromu"nda... Aşka dair, aldatmaya, kaybetmeye, korkularımıza dair her birimizin kendinden bir şeyler bulacağı bir solukta okunan bu keyifli romanı kaçırmayın...

Sen benim en büyük zaafımdın. Biliyordum. Ve.... 


Hıphızlı Roma




Roma'da aylar hatta yıllar geçirseniz bile hala keşfedecek, sizi heycanlandıracak bir şeyler bulabilrisiniz. Ama kısıktlı zamanınız var ve Roma'yı ilk kez ziyaret ediyorsanız bunları yapmadan dönmeyin derim....
  • Hop on Hop off Turu Yapmalı: Hop on Hop off turlar üstü açık otobüslerle şehirde kısa ve hızlı bir tur yapmanınzı sağlar. Otobüse bir kez biner bir kez inersiniz. Her koltukta çok dilli yayın yapan kulaklıklar bulunur. Takar kulağınıza dilinizi seçer ve şehri gezmeye başlarsınız. Şehrin önemli yerlerinde otobüs kısa duraklamalar yapar, tele-rehberiniz ise size o yer hakkında bilgi verir. Roma'da hızlı bir tur yapmak ve gemel bir fikir edinmek için ideal.
  • Colosseum'u Ziyaret Etmeli: Roma'nın en ünlü sembolu devasa gladyatör arenasına bir girip bakmadan olmaz ama etrafta gezen kostümlü tiplere dikkat edin. Bunlar bildiğiniz mafya... sizden para almaya çalışırlar, belanın göbek adıdırlar... İtalya'yı yaşayalım gelmişken ama bu kısmı eksik kalsın.
  • Fontana di Trevi'ye Bozuk Para Fırlatmalı: Buraya para atanın Roma'ya geri geleceği söylenir. Bu sözün ilk kez geceleri el ayak çekildikten sonra, havuza girip paraları toplayan elemanların büyük dedeleri tarafından uydurulduğunu zaman zaman düşünsemde, daha romantik olan kısmına inanmak daha keyifli. Hem bende işe yaradı, sizde neden yaramasın...
  • Aperitivo Yapmalı:İş sonrası bir italyan geleneği. Cafe ve barlarda 18-20 arası içki içip atıştırmanın italyancası. Bir içki ve açık büfe (dıkanana kadar ye) 6-8 euro. Spritz denemenizi öneririm içki olarak. (Acı portakal, aperol ve prosecco'dan oluşan ferah bir kokteyl)
  • Pantheon'a Uğramalı: Roma tanrı ve tanrıçaları için 2000 yıl önce yapılmış olan tapınak tüm ihtişamıyla sizleri bekliyor.


  • Dondurma Yemeli: Roma dondurmasının ilk ortaya çıkışıyla ilgili şöyle bir hikaye duymuştum zamanında... Çok eskiden imparotorlar için yaz ayları, doruklarında hala kar olan dağlara köleler gönderilip kar toplattırılmış. Kölelerin getirdikleri bu karlar, meyve suları ile bir güzel yenirmiş... Roma dondurmasıda buradan gelirmiş... İtalyan dondurması Türk dondurmalarına göre nasıl desem daha “yumuşak”... Tatmanız lazım, anlatmakla olmaz... Çeşit çeşit lezzetler arasında damak tadınıza uygun bir külah yaptırın... oh serin serin... geze geze yersiniz..


  • Alışveriş Yapmalı: Bu kısım parası olanlar için ve ben o gruba girmiyorun :D Ama parası olana seçenek bol. Gucci'den Prada'ya, Dolce&Gabbana'dan... Evet bu liste burda bitmez kestim o yüzden. Dünya modasının en ünlü şehirlerinden birindesiniz keyfini çıkarın.




  • Fırından Yeni Çıkmış Pizza Yemeli: Sağda solda gezerken “pizza al taglio”(kesme pizza) yazan mekanlar göreceksiniz... acıktınız mı girin onlardan birine... O mis koku bir çarpsın yüzünüze bakın şöyle bir vitrinden size gülümseyen pizzalara... Bu pizzalar yuvarlak değil. Tepside hazılanıp, isteğe göre kesilerek satılıyor. Pizza ne kadar Napolitan icadı olsa da kesme pizza bir “Roma” icadı. Onlarca çeşit arasından seçmek tek derdiniz olsun.
  • Roma Gece Hayatına Bir Kez Olsun Dalmalı: O kadar Roma'ya gelmişsin zamanında az... UYUMA... Eve dönünce uyursun... Şıkır şıkır giyin ve at kendini sokaklara. 

    İtalyanca Hakkında Eğlenceli Bilgiler



    1. İtalyanca fransızca ve ispanyolca gibi Latince'den evrimleşen bir dil. Latince kökenli diller arasında Latince 'ye en yakın olanı. İtalyanca kelimelerinin neredeyse %85'i Fransızca ve İspanyolca ile neredeyse aynı. Dünya üzerinde 60 milyon kişinin ana dili italyanca iken 125 milyon kişi italyanca'yı yabancı dil olarak konuşmakta.
    2. İtalyanca İtalya'nın ve San Marino'nu resmi dili iken Vatikan, Slovenya, Hırvatistan ve bazı İsviçre eyaletlerinin resmi dillerinden biri durumunda. İtalyan göçmenlerin yogun olarak yaşadığı Lüksemburg, Avusturya, Brezilya, Arjantin, avusturalya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ve bir zamanlar sömürgesi olan Someli, Libya ve Etiyopya da dünyanın italyanca konuşulan alanları.
    3. Standart italyanca günümüzdeki halini 13. ve 14. yüzyılda, farklı bir çok lehçenin bir araya gelmesi ile aldı. Dönemin en güçlüsü olan Floransa'da konuşulan Toscana lehçesi günümüz italyanca'sının büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Dante Alighieri'nin La Divina Commedia (İlahi Komeda) 'sı İtalyanca'nın oluşturulmasına katkıda bulunan en önemli eser dir ve günümüz italyanca'sına son şeklini vermiştir.
    4. İtalyanca telaffuz bölgeden bölgeye değişiklik gösterir. Mesela Toscana'da “c” sesi “h” sesine yakın söylenir. Mesela Coca-Cola “hoha-hola” olarak telaffuz edilir. Lehçeler birbirinden o kadar farklıdır ki konuşan birinin hangi bölgeden olduğunu kolayca anlayabilirsiniz. Ama bu onları anlayabileceğiniz anlamına gelmez. Zira italyanlar bile farklı bölgelerin italyanca'sını anlamakta epeyce zorlanmaktadırlar.
    5. Dilsel gariplikler:
    • Aiule(yeşil ya da çiçekli alan): Bütün sesli harflerin bir araya gelmesi ile oluşan en kısa kelime
    • Funamboleschi: Hiçbir harfin tekrarlanmadığı en uzun italyanca kelime
    • Precipitevolissimevolmente(çok hızlı, çabucak): En uzun italyanca kelime. Tam 26 harf (:


    The Glamour of Italian Fashion




    Simonetta - Photo Genevieve Naylor, Courtesy Stanley-Wise Gallery New York 
    İtalyan modasının  ihtişamını gözler önüne seren "The Glamour of Italian Fashion. 1945-2014" segisi 5 Nisan'da Victoria& Albert Museum of London'da açılıyor. 27 Temmuz'a kadar ziyaretçilerini bekleyen bu muazzam sergide tüm dünyada büyük bir fenomen olan 'la moda italiana/made in italy” (italyan modası/italyada yapıldı) mode ve sanat severlerle buluşacak.



    Sergi güzelliği, kaliteli kumaşları, kullanışlı ve sağlam malzemeleri ve hepsinin ötesinde dünyaya damgasını vurmuş olan olağanüstü yarartıcılık ve usta terziliği bir araya getiriyor.
    Serginin oldukça iddialı bir amacı var: 2. Dünya Savaşı sonrası hızla gelişenn ve dünyada dev bir sektör haline gelen modayı ve bu sektörün tartışılmaz devi İtalyan modasını; tasarımlar, elbiseler, ünlülerin tercih etttiği kıyafetler, aksesuar ve mücevherler yoluyla anlatmak...

    Sergi sadece gösterişli olmayı değil aynı zamanda modanın 70 yıllık tarihine (1045'den 2014'e) ışık tutmayı ve gözler önüne sermeyi hedefliyor.

    Bizi önce tarihte ufak bir yolculuğa çıkararka moda dünyasında attığı adımlarla cesur yollar açan Fontana Kardeşler'e, Mila Schoen'e. ve Pitti Sarayı Beyaz Salon'da yapılan defilenin fikir babası Giovan Battista Giorgini ile buluşturuyor.
    Photo Archivio Giorgini, Firenze© courtesy press office V&A - 


    80'li yıllara geldiğimizde Giorgio Armani, Fendi, Gianfranco Ferré, Gucci, Missoni, Prada, Pucci, Versace e Dolce & Gabbana ile karşılaşıyoruz. Onları daha yeni isimler takip ediyor.
    Sergide aynı zamanda Audrey Hepburn, elizabeth Taylor başta olamak üzere bir çok ünlünün fotoğrafı, kıyafetleri ve hayranı oldukları modacılar hakkında düşünceleri yer alıyor.
    Salvatore Ferragamo, 1945
    Photo Courtesy of Press Office V&A
    Salvatore Ferragamo ve Audrey Hepburn, 1954 - Archivio foto Locchi, Firenze. Photo Courtesy of Press Office V&A

    Günümüze geldiğimizde moda dünyasının 'süper kahramanları” ile yapılmış röportajlara, kısa filmlere ulaşmak mümkün olacak.

    Valentino ve modelleri, 1967 - Photo courtesy press office V&A 


    Karl Lagerfeld
    Fendi, 2000 - Photo courtesy press office V&A 


    Kaynak:Vogue italia

    Prosciutto-jambonların efendisi





    Şarküteri ürünlerinin başkenti italya… Jambon türlerini salam çeşitlerini öğrenmek başlı başına bir mesai gerektiriyor. Toscana’da ve tüm italya’da en çok tüketilenlerinden biri de prosciutto(pıroşutto)…
    Domuzun butlarından elde edilen et tuzlanıp bekletiliyor. Bu bekleme 2 yılı geçebiliyor bir şarap bir viski gibi ne kadar beklerse o kadar iyi bir lezzet elde ediliyor. Genel kanı en iyilerinin Parma’da yapıldığı yönünde… Ama en lezzetli prosciuttonun San Daniele’den geldiğini iddia edenlerin sayısı da az değil. Aslında her bölgenin kendine ait bir prosciutto hazırlayışı var. kimisi daha tuzlu, kimis daha tatlı…
    Ortalama kilosu 30 euro… Pizzaya, sandviçe hatta bir dilim ekmeğe çok güzel eşlik ediyor.
    Türkiye’de çok da iyi rakı mezesi olurdu aslında… Peynirln yanına kavunun üstüne eşlik ederdi. Üstüne derken kavun üstü prosciutto buralarda meşhur bir aperatif… üstelik kavuları turuncu… sarıda değil… 
    menülerde prosciutto iki şekilde rastlayabilirsiniz. Prosciutto cotto-Prosciıutto crudo… Cotto yani pişmiş… Crudo ise -çiğ demek çok itici geliyor- pişmemiş… bir italyanla konu hakkında konuşurken ‘Pişmiş prosciutto sizin rakıyı ısıtmak gibi bir şey” dedi. Abartılı olduğunu düşünsemde pişirmek prosciuttoyu fena şekilde ağırlaştırıp, yağlandırıyor.
    Türkiye’de büyük migroslarda rastlamıştım. Tabi ki fiyatlar el yakan cinsten. Ha yemezseniz bir şey kaybetmezsiniz. Ama yolunuz buralara düşerse deneyin derim. Böylece kararı siz verebilrisiniz…

    Focaccia/italyan ekmeği


    Focaccia Türkiye’de İtalyan Ekmeği/pidesi olarak tanınıyor. İtalya’da fırınlarda ve pizzacılarda bulabileceğiniz çok lezzetli bir atıştırmalık. Yapımı da oldukça kolay. Ben hamurunu her zaman fazla fazla hazırlıyorum. Parçalara ayırıp buzluğa kaldırıyorum böylece canım çektiği zaman yapabiliyorum.
    Hamur için:
    1 kg un
    1 paket yaş maya(40gr)
    2 yemek kaşığı zeytin yağı
    Tuz
    Su
    Hamuru derince bir kaba alıp ortasını açın.
    Mayayı suda eritin. Zeytin yağını ve tuzu(damak tadınızı göre ayarlamalı) ekleyin.
    Unun ortasını kapatarak, yavaş yavaş su ekleyin.(ben suda bir ölçü kullanmıyorum/kıvam alana kadar ekliyorum) Ele yapışmayan , cıvık olamayan bir ekmek hamuruna ihtiyacımız var. Bu kıvama ulaşıncaya kadar az az su ekleyerek yoğurun. (Yoğurmaya başlamadan bir süre spatula yardımıyla karıştırmak ellerinizin hamur içinde kalmasını önleyecektir. )
    Hamur istenen kıvama ulaşınca nemli bir bezle üstünü kapatarak en az yarım saat beklemeye bırakın.
    Hamurdan bezeler alarak merdane yardımıyla açın. Ama çok incelmesin. Ben direkt olarak elimde sağa sola çekerek yapıyorum. Bütün bir tepsiyi kullanacaksam tepsiye koyup yayıyorum ya da… İsterseniz yuvarlak şekil verin isterseniz kare…
    Kullanacağınız tepsiye zeytin yağı döküp iyice yayın hamuru koyun üzerine zeytin yağı ekleyip parmaklarınla küçük çukurlar açın.
    Hamurun kıtırlaşmasını önlemek için hamurun üzerinde çok az su gezdirebilirsiniz.(ben daha yumuşak sevdiğim için ekliyorum çok lezzetli oluyor)
    Bundan sonrası size kalmış. Zevkinize göre malzeme ekleyebilirsiniz. İsterseniz sade olarak pişirip sade olarak tüketebilir ya da istediğiniz malzemelerle lezzetli bir sandviç yapabilirsiniz.
    Ben bu sefer birini minik domatesler ve biberiye kullanarak diğerini yeşil zeytin ve kekik kullanarak hazırladım.
    Şimdi fırın zamanı. 250 derecede önceden ısıtılmış fırında 10-15 dakika pişirin.
    Afiyet olsun (:

    Köpek Dostu Ülke


    image
    İtalya denince akla hemen eşsiz yemekler gelir… Onu tarih ve sanat izler… Futbol, moda, şarap… Liste uzar gider… Bunlar bir yana italya’nın en etkileyici özelliği “köpek dostu” bir ülke olması bence… Ülkeyi ilk ziyaretimden beri hayranlıkla, kıskanarak ama bir o kadar da takdirle izlediğim bir özellik.
    Burada çok az mekanda “köpek giremez” uyarısına rastlarsınız… Dondurmacılara, pizzacılara hatta en şık restaurantlara köpeğinizle gidebilirsiniz. Herhangi bir yerde şarap içerken yan masaya kurulmuş bir köpek sizi şaşırtmaz. En lüks butiklerden en sıradan barlara… sabah kahvaltısı için kahvenizi sipariş veririken… her yerde bir köpekle karşılaşabilirsiniz. Onları hayattan dışlamayan, onları pis ya da zaralı görmeyen bir ülke… insanı en iyi dostu ve sosyal hayatı arasında seçim yapmaya zorlamayan köpek dostu bir ülke…
    Sokakta bile köpeğinizle yürümekten çekindiğiniz, her an birinden tenkit edici bir söz duyabilme riskinin olduğu bir ükeden geliyorsanız… Boşverin restaurantı, mağzayı; köpeğinizle deniz kenarında yürümenin, parklarda dolaşmanın bile sorun olduğu, kendi mülkünüzde bile huzur içinde yaşamanıza izin vermeyen, köpeğin pis, uğursuz sayıldığı bir toplumda büyümüşseniz italya bir köpek sever için “harikalar ülkesi”…
    Köpeğiyle italya’ya gelmek isteyenler için seçenekler çok. Roma’da 135, Floransa’da 128 köpek dostu otel bulunmakta… İtalya’da köpeğinizle huzur içinde konaklayabileceğiniz oteller listesi içinhttp://www.bringfido.com/destination/country/italy/ ‘yi ziyaret edebilirsiniz…

    İtalya'dan Türkiye'yi Nasıl Ucuza Ararız?


    İtalya’ya tatile geldiniz…. Keyifli bir kaç hafta sizi bekliyor. Ama arada anenizi aramak istiyor ya da arkadaşınıza maceralarınızı anlatmak istiyorsunuz. Arada tweet atmadan intagram’a fotoğraf koymadan da olmaz tabi… Ama bunlar için deli gibi fatura ödemek istemiyorsunuz normal olarak… Bunun için Telecom İtalia (Tim) uğrayıp Tim welcome alabilirsiniz. 200 dakika ve 2 gb internet 20 euro. Alternatif telefon şirketleri de bulunmakta tabi. Araştırmak isterseniz Wind ve Vodafone’un web sitelerini ziyaret etmelisiniz…

    İtalya'dan Nezaket Dersi


    Tabi ki İtalya’da da işler böyle yürümüyor… Siz çok kibar olsanız da karşınıza öküzün teki çıkabiliyor… 40 kere teşekkür etseniz de birşey değil cevabını bazen alamıyorsunuz. Sonuç için kibar olmamalı bence. Sevilmek ya da saygı duyulmak için değil… Indirim için hiç değil… Insanlığımızdan ve kendimiz için saygılı olmalıyız başkalarına… Sosyal mesaj verdim kendimi tutamayıp :/

    Yoksa Davud?


    Hayır Michelangelo’nun ünlü eseri Davut Rabia işareti yapmıyor. Fiorentina’nın 0-2 geriye düşüp 4-2 kazandığı tarihi Juventus galibiyeti sonrası yapılmış bir fotoğraf. Orijinal Davut ve bir çok başyapıtı görmek için Floransa’da Accademia dell’Arte del Disegno’yu ziyaret etmeniz gerekiyor.

    Lucca'da Bir Gün

    Seçim Günü Lucca

    Türkiye’de seçimlerin olduğu gün ben heyecanımdan yerimde duramayıp, kendimi tren istasyonuna atıp. İlk tren Lucca’ya idi ve ben de kendimi Lucca’da buldum. Tren garından çıkıp turist enformasyon bürosunu buldum ama büro kapı duvar… Lucca kırmızı tuğladan surlarla çevrelenmiş. Tren garı bu surların dışında. 1504-1645 yılları arasında yapılmış bu surlar aynı zamanda Avrupa’nın en iyi korunmuş Rönesans surlarıymış. Şehir merkezine gitmek için surların arasında bulunan tünellerden geçmek gerekiyor. İşte karşımda orijinal antik Roma şehir planının korunduğu Lucca. Toscana’nın diğer bir çok    şehrinden farklı olarak düz. Süper J


     İtalya’ya geldiğimden beri, ilk defa bir katedralin içini ziyaret etme şansı da yakaladım San Martino’da. İçerisi pek hoş hoş olmasına da, duvarları süsleyen resimleri görebilmek için önlerinde bulunan lambaya para atıp çalıştırmanız, mum yakmak için kutuya para atmanız gerekli. Kimse görmeden para atmadan yakayım dedim ama sonra çarpılırım falan diye korktum, vazgeçtim. Mum olarak da bildiğimiz mumları değil de, bir yuvaya oturtulunca elektirikle çalışan mum görünümlü lambalar kullanıyorlar. Neyse dinleri, imanları para olmuş sözü bunlar için söylenmiş olsa gerek sözün özü. Her şeyi paraya çevirme hevesindeler. Tabi gene görmek için para ödemeniz gereken Mezar Odası’nda bulunan Ghirdlandaio taradından 1449-94 yılları arasında Madonna ve Azizler tablosu da bu katedralde bulunuyor. Bir de İlariadel Carretto’nun mezarı. Hee bir de orta çağ hacılarının İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında yandaşlarından Nicodemus tarafından yapıldığına inandığı (13.yy) ahşaptan “Valto Santo” yu gördüm. Bu bedava J

    Katedralden çıkıp, ağzımı açıp sağda solda fotoğraf çekerken; “Eda yapma” diye birinin birine seslendiğini duydum. Türkçe konuştukları halde bana hiç de garip gelmedi ilk anda. Arkasından gelen uyarıyla Türk olduklarına aydım “Dokunma, ısırır”. Türkçe’den daha uyarıcı bir Türk olma hali. Kedilere köpeklere bu kadar reaksiyon veren anneler babalar bir tek Türklerden çıkıyor zannımca. Bir süre onları izledim. Sıkıcı bir çekirdek aileydi uzun sürmedi onları izlemem. Nerde bulduysam orda bıraktım, yoluma devam ettim.

    Biraz ilerleyince Museo dell’Opera della Cattedrale çıktı karşıma. San Martino’nun hazinelerinin sergilendiği müzede Puccini’ye özel bir etkinlik vardı. Malum Lucca Pucci’nin memleketi ve Puccini sadece Lucca’nın değil, aynı zamanda Toscana’nın en önemli sembollerinden biri. Hemen ilerde zaten heybetli bir heykeli çıktı karşıma Piazza Del Giglio’da.




    Pucci’nin fotoğraflarını çekip, meydandaki bir kafe karnımı doyurdum. Hayret bu sefer çişim gelmedi. Tuvalet aramak zorunda kalmadım. Hayır… İstasyonda girmiştim. Öğreniyorum sanırım İtalya’da yaşamayı J

    Kafede otururken telefonumdan seçimleri takip etmeye başladım. Her zaman ki gibi sonuçlar beklenenden önce gelemeye başlamış. Nasıl oluyorsa bu da, bunu da anlamıyorum. O andan itibaren gezim bir kabusa dönüştü. Geldiğim her meydanda wireless kontrol etmeye ve sonuçları öğrenmeye çalıştım. Ne gördüğüm Piazza San Michele’den  ne de Piazza Napoleone’den bir şey anladım. Seçimler kadar olmasa da Lucca gezim hayal kırıklığıyla bitti. Ne fotoğraf çekme ne de gezme isteğim kalmadığı için gezimi yarım kesip, evime döndüm. Casa di Puccini’yi ziyaret etmek ve Piazzaların keyfini çıkarmak başka bir Lucca gezisine kaldı. Lucca Prato’ya çok yakın olduğu için sanırım yakında tekrardan gidebilirim. Umarım…

    - Copyright © Patlantisten Gelen - Hatsune Miku - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -